son yaprakta düştü dalından
bahçemde güller soldu
bülbül bu bahçenin yolunu unuttu
ey ahuzarım şevki heyecandayken kalbim nerelerdeydin
şimdi bir kuru vedaya kaldı tüm söylenecekler
şimdi yüreğim tarumar
senin adına büyüttüğüm gönül bağım yerle yeksan oldu
ahım yok dilimde bir sıcak tebesümle adın dudaklarımın ucunda
siyah beyaz bir hüzün bu sevda kalbimde
yaprak dökümü mevsimden kalma
çiçeklerde gün doğumu çiğ damlaları gözyaşı misali düşerken toprağa
inceden bir esinti sarar bedenimi bıçak misali keser sensizlikte üşüyen tenimi
yine geldi bak sonbahar yine yaprak dökümü
ne olur bir gece vakti yol yorgunu uğrasan evime
ben penceremden bakarken yollarına karanlık sokağıma ışığın dolsa
kapımın eşiğinde ayak izin odamda şen sesin olsa
seni izlesem
adına işlediğim beyaz mendilimle
yüzünde ki yılların izlerini dolduran terini silsem
bunca zaman sonra çıkıp gelsen
yılları hiçe sayarcasına yaşasak aşkımızı
ben dizine uzansam bir an
sen beyaz saçlarımı okşasan ben doyasıya yeşil gözlerine dalsam
zamane aşklara inat hikayelerden çıkmışcasına
siyah beyaz bir filmin kavuşan iki aşığını oynasak
son yaprakta düştü dalından
yollara beyaz düşmeden gelsen
yollar kapanmadan umutlarım bir sonraki bahara
son yaprak dökümüne kadar ertelenmeden gelsen
yetmezmi yüreğimdeki dağlarda bir eşkiyaya dönmüş gezen sevdamın
soğuk kış rüzgarlarına mahsur kalması
eski toprak misali zamana meydan okuyan bedenimdeki aşkının
öksüz kaldığı sensiz kaldığı yetmez mi?